Counter

22 Mayıs 2012 Salı

Cebimdeki renkler mi pöööööf... Bu bir darbedir.


İsmim Lara Bulut. Burası aslında anne kişisinin mekanı ama baktım çok boşlamış, ben bir şeyler yazayım bari dedim bakmayın darbe dediğime aslında tamamen iyi niyetle ve yardım maksatlı burdayım. 

Belki biliyorsunuz annem, babam ve teyzem benim dünyaya gelişimi 3 Mart olarak planlamışlardı aslında ama 28 Şubatta annem teyzemi arayıp dedi ki  “ ya bu kız yarın gelmeye kalkarsa”

Hiç olur mu deli miyim ki ben o gün dünyaya gelip 4 yılda bir doğum günü kutluyacam.  Evet sabırsızlanıyordum gelmek için çünkü sığamıyordum artık yerime ama o kadar da değil. Sanırım teyzem de dedi ki anneme “ne kadar geç alırsak o kadar iyi. İçerdeki gelişimini tamamlasın ufaklık, ciğerler vs…” Ki asıl 11 Mart tarihinde doluyordu sürem, 9 ay 10 gün hikayesi… Bu arada  bilmeyenler için söyliim teyzem jinekologdur.

İşte o gün karar vermiştim aslında ben erken gelmeye. Madem ki annem erken gelebileceğim konusunda şüpheli demek ki gelinebiliniyor yani beklemem gerekmiyor o zaman beklemem ben de dedim. Hoş teyzemin ellerinden merhaba deseydim dünyaya iyi de olurdu ama çok daralmıştı artık yerim de içim de…  

1 Mart günü annem yalnız başına evde otururken çalışmalara başladım, o da hafiften hissetti sanırım ki yine teyzemi aradı, şüphelerinden bahsetti ama başka kimseye de çaktırmadı, babam dahil… Akşam onlar yemek yerken ben de nihayet amacıma ulaştım ve etrafımı saran keseyi yırtıp en azından biraz suyu dışarı attım ki biraz yer açılsın.

Neyse bütün buraları biliyorsunuz zaten benim asıl anlatmak istediğim son zamanlarda yapabildiklerim:

  • Artık kesinlikle daha az ağlıyorum ama ağladım mı da dört dörtlük ağlıyorum yani. Sesim olsun, gözyaşlarım olsun, el kol hareketlerim olsun… Öğrendim bu işi ama sadece bir ihtiyacım olduğunda ağlıyorum, acıkınca mesela… Sonra geçenlerde çok uykum gelmişti misal; bir türlü uyuyamadım ve sinirlerim bozuldu, en iyi ağlama performanslarımdan biriydi bence. Annem o günü kaydetmiştir kesin aklına.
  • Sadece ağlamıyorum bildiğiniz gibi mırıldanabiliyorum da, hatta annem yanıma oturup agu aaaa eee gibi sesler çıkardığında canım isterse taklit ediyorum, çok eğleniyor beni de güldürüyor. Anlasa daha derin muhabbetlere de giricem ama yok; biraz daha eğitmem lazım anne kişisini, henüz hazır değil…
  •  Şimdi ben farklı ihtiyaçlarım için farklı sesler çıkarabiliyorum ya annem de artık beni anlamaya başladı çok şükür, ama geçen gün babama söylerken duydum “acıktığında farklı, uykusu geldiğinde farklı ağlıyor bu kız; bu da yeni adet” diyordu çok güldüm, ben artık anlıyorum demiyor da. Şaşkın kadın…
  • Şapka ve eldivenlerimi bir ay önce çıkardı anne kişisi, fena da olmadı sıcaklamaya başlamıştım ama geçenlerde fark ettim ki saçlarım dökülmeye başlamış, strese girdim, yerine yenileri çıkar dimi, ya çıkmazsa. Ayrıca ben tırnaklarımı uzatayım diyorum ama uyuyorum uyanıyorum bir bakıyorum yine kısalmış. İlginç, nasıl oluyorsa artık, annemin içindeyken süper uzatmıştım oysa neyse çözerim bu gizemi de elbet…
  • Gülümsemek her zaman favorimdi annem bahsetmiştir belki; şimdi bir adım ötesine geçtim, gülümserken ağzımı biraz daha açıp ses de çıkarabiliyorum; özellikle sabahları anneme ve babama bolca gülümsüyorum ki gün boyu ne istersem yapsınlar… Gerçekten çok işe yarıyor.
  •  Bu “agu” ne demek bilen varsa Allah rızası için söylesin. Anne kişisi bir süredir sürekli karşıma geçip aguluyor. Ben de ne demek istediğini anlamaya çalıştığım için dik dik bakıyorum yüzüne… Ben bakıyorum o aguluyor ben bakıyorum o bekliyor, baktım olmayacak ben de aguladım. Oymuş meğer arkadaş. Anne kişisi sevinçten deliye döndü. Akşama babama anlattı agu dedi diye ne olmuş ki dedim içimden yine söylerim, söyledim de; baba kişisi de çok sevindi. Ben yine söylerim canlarım siz yeter ki mutlu olun.
  • Bana bir sürü oyuncak aldılar, ses çıkaran (çıngırak mı ne adı) küçük bir kuzu, zebra ve inek, sonra yumuşak bir mavi eşek ve bir de kuzu var yine beyaz, el kuklasıymış o. Ben o kuzulara bayıldım, ikisine de. Beyaz rengi seviyorum, asaleti var bi kere. Sürekli o ikisine bakmak istiyorum, anne kişisi de anladı zaten sürekli onları uzatıyor önüme önüme… Acaba annemin beni sürekli kuzucum diye sevmesinin etkisi olabilir mi?.. 
  • Şu el kuklası olan kuzunun yüzü çok matrak, ona bakarak uyumayı pek sevdim, geçenlerde emzik bile almadan uyumuşum ona bakarken, anne kişisi pek mutlu oldu. Emzik sevmiyor bu kadın, babama göre emziği kıskanıyor, ne varsa kıskanacak, onun yeri ayrı anne kişisinin yeri ayrı…
  • Günlük programımı yaptım, dayatmalara olum bittim karşıyım zaten, doğum gününü bile kendi belirlemiş bebeğim bugüne bugün. O nedenle anne kişisinin bir takım düzen çalışmalarına pabuç bırakmadım tabi ki… Sabahları erken uyanmayı seviyorum, yataktan çıkamıyorum şimdilik ama edebimle bekliyorum beş on dakika; uyanmazlarsa başlıyorum taciz atışlarına. Ama anne kişisine helal olsun tek gözü açık mı uyuyor nedir ilk tacizde uyanıyor hemen; bir de güler yüzlü kerata günaydııın diye atlıyor yanıma ben de gülümsüyorum işte bahsettiğim gibi; keyfi yerine geliyor sonra tüm gün motivasyonu yüksek oluyor sayemde, kimi zaman öğlene kadar kahvaltı etmesine bile izin vermiyorum ama kızmıyor, kızamıyor. Gün içinde istersem iki üç kez uyuyorum, bazen yarım saat bazen iki saat canım nasıl isterse. 3 saatte bir süt içmem lazım bilemedin 4; akşamları da saat sekiz buçuk gibi banyomu yapıp uyumak istiyorum; banyo gecikirse de çok kızıyorum. Alıştırmamak lazım bunları yoksa hemen şımarırlar ben bu düzeni kolay kurmadım ki, biraz saygı lütfen …
  • Henüz kafamı tam olarak tutamıyorum ama kollarımdan tuttuklarında kalkmaya çalışıyorum. Kafamı tutmam da an meselesi; kaldırabiliyorum misal ama narin boynum çabuk yoruluyor. Az kaldı az…
  • Bir de kucakta çok kalınca sıkılıyorum. Ben küçükken anne kişisinin kucağında uyumak istediğim hatta uyuduğum günler oldu tamam itiraf ediyorum ama sevmiyorum artık ben kucakta uyumayı. Bir kere hava sıcak zaten ter içinde kalıyorum kucakta çok kalınca. Tamam sevsinler, kucaklarına alıp ara sıra sarılsınlar ben de istiyorum ama uzayınca başlıyorum söylenmeye, Allahtan anlıyorlar bırakıyorlar da koltuktaki tahtıma rahat rahat yatıyorum sereserpe…
  • Anne kişisi telefonla konuşurken kulaklık kullanıyor. Ama yanımdan ayrılamıyor tabi ki, dibimde oturuyor; eğer konuşma uzarsa sesler çıkarıyorum ki anlasın kısa kessin; daha da anlamazsa ağlar gibi yapıyorum, karşı taraftaki anlıyor hemen kapatıyor; annemin “ya şakacıktan yapıyor inanmayın siz ona” dediğini de duyuyorum ama insanlar anlayışlı valla hiç dinlemiyorlar anne kişisini… Telefon kapanıp kulaklık çıkınca da gülümseyerek veriyorum mükafatını.

Benden bu kadar şimdilik, feci uykum geldi, geç bile kaldım; sonra da uyanıp sütümü içerim, oooh hayat bana mı güzel ne...

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Mim mi, ben mi, nasıl yani :)



Bugüne dek anlı şanlı (!) blog tarihimde sadece iki kez mim yazısı yazdım, yazabildim, çünkü özetle: ben mimlenince, konu dışarıdan dayatılınca yazamıyorum. Bakış açım kötü dimi...

Tembelim galiba ya da işte görevlendirilince "sen bu konuda birşeyler yaz" denilince, hemen görevimi yerine getirmem gerekiyor, düşün düşün daralıyorum; yazsam bi dert yazmasam daha bi dert... Yani sözün özü baktım daralmaya müsait yapım keyifle yazdığım blog sayfalarında ferahlayacağına daralıyor, dedim ki ben muafım arkadaşlar, özrüm de budur. Ama ne oldu benim köfte arkadaşlarım Hypo ve Nil elbirliğiynen mimlediler beni. Yani Hypo mimledi, Nil de Hypo mimlemeseydi ben kesin mimlerdim diyerekten serzendi :)

Bilirim ki beni çok severler, bugüne dek de isteğime saygı duyup mimlemediler; e ben şimdi kırayım mı yani onları, sinmedi ki içime.

Dedim ve yazmaya başladım da o sırada aklıma Deep' in ödülü geldi, bu mimi yazıp iki gün önce bana ödül gönderen Deep' i geri çevirmek olur mu? Çok ayıp, hayatta olmaz. Böylece bu ödül konusunda yazmayan tek blogger olmaktan da kurtulmuş olayım dedim hem.

Böyleyken böyle işte.

Ama bu kez gerçekten son kez bir ödül ve mim yazısı yazıyorum korkarım :) Bakalım bakalım...


DEEP' in gönderdiği ödül Çok yönlü (buyrun benim:)) blogger ödülü



Ödülün kuralları:

1 - Ödülü 11 kişiye yollamak,
İşte bunu yapamam. Karşıyım ya ben buna. Ayrıca bu ödülü almayan blogger kalmadı ki :)

2 - Ödül sahiplerine ödüllerini haber vermek.
Cevaplamayan kaldı ise veya cevaplamak isteyen buyursun.

3 - Kendimle ilgili süper gizli yedi gerçeği açıklamak :
  • 40 ıma 1 kaldı ama mutluyum, yaşımı çok seviyorum, kırışıklarımı da. 
  • Bazen inanılmaz paranoyalar yapabiliyorum, yapmakla da kalmıyor yaşıyorum. 
  • Yine bazı konularda o kadar hızlı sinirleniyorum ki direk kopuyorum kendim de şaşıyorum. 
  • Yine bazen o kadar gıcık biri olabiliyorum ki gör de inanma :) 
  • Bir süredir alışveriş yapmaktan hiç hoşlanmıyorum. Nasıl kadınsam artık :) Hatta tüm gardırobu boşaltıp dağıtasım var. 
  • Bu aralar çok ağlıyorum, sık ağlıyorum, susamayıp dağılıyorum. 
  • İkizler burcu olmamdan mı nedir dikkatim çok çabuk dağılıyor, benim suçum yok, burcum yüzünden. 
4 - Ödülü veren arkadaşıma teşekkür etmem gerekiyormuş.
Sevgili Deeptone çok teşekkürler, ilk etapta cevaplamadığım ve geciktirdiğim için de özrü borç bilirim.

5 - Ve ödülün resmini paylaşmak gerekiyormuş ki en başta paylaştım.



Eveeet sıra geldi kitap mimine. Ki ben bir kitapseverim; arkadaşlarım da bunu bildiğinden zaten mimlemişler beni; sağolsunlar peşinen.

1-Ne sıklıkta kitap okursunuz ?
En kötü ihtimalle her gece. Kızım dünyaya gelmeden önce yani 1 Mart öncesi daha sık idi ama şimdi 5 dakika da olsa uyumadan önce mutlaka okuyorum; gün içinde de fırsat bulursam işte.

2-En sevdiğiniz yazar/lar?
Paul Aster, Elif Şafak, Hakan Günday, İnci Aral, Sunay Akın, İhsan Oktay Anar, Palahniuk, Panait Istradi, Trevanian, Richard Bach, Oya Baydar, Vedat Türkali, Erhan Bener, Murathan Mungan, Emile Ajar (Romain Gary), Paulo Coelho, aklıma gelenler..

3-En beğendiğin Kitap/lar? Çok var aslında ama en son okuduklarımdan Aşk, İskender, Acı Çikolata, Ruhlar evi, Görünmeyen, Son şeyler ülkesinde, Çöplüğün generali, Erguvan kapısı, oyy çok var...

4-Yerli ve yabancı hangi kitapların yazarlarını daha çok tercih edersin? Böyle bir ayrım olamaz ki bence. Yani sevdiğin yazarları tercih edersin ama soyuna sopuna, yerine yurduna, diline dinine bakmazsın ki... Neden bakasın...

5- Bugüne kadar en beğendiğin kitap serisi? Şu Dan Brown' n yazdığı kitaplar vardı hani, DaVinci şifresi, Melekler ve Şeytanlar mıydı diğer kitap onları bir solukta okumuştum. Sonra sayılırsa Paul Aster NewYork üçlemesi var :)

6- Daha çok hangi tarz da okumaktan hoşlanırsın? Hayatın içinden, içinde kendimden de duygular, olaylar bulabileceğim, öğretirken dayatmayan, iyi vakit geçirtirken zamanımı çalmayan...

7-En son hangi kitabı okudun? Acı Çikolata, Son Şeyler Ülkesinde, Mahallenin en mutlu bebeği

8-Şu anda hangi kitabı okuyorsun? Mahallenin en mutlu yumurcağı, Waldorf yöntemi ile harika bebek nasıl yetiştirilir, Sultan' ın mutfağı, Meraklılar, Ruhlar Evi hepsi başucumda hangisini istersem onu okuyorum :) Aynı anda en az iki kitap okurum ben, yoksa sıkılıyorum :)

9-Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi? Takip ettiğim bir kitap bloğu yok malesef...

10- Kitap okumak sizin için ne ifade ediyor? Okumadan olmaz. Yani kitap okumak yaşamın içindeki mutlu anlardandır, kendinle geçirdiğin keyifli, tatlı zamanlardır, eğer vakit ayıramazsan kendini kötü hissedersin, huzursuz olursun iki arada bir derede en azından çorba karıştırırken diş fırçalarken mesela alır eline yan gözle okumaya çalışırsın... Ayrıca kitap okumak bence bir çocuğa kazandırılması gereken an güzel alışkanlıktır.

Bu bağlamda bana okuma alışkanlığını kazandıran sevgili ablama öpücüklerimi yollamayı da borç bilirim ki kendisinin çocukluk yıllarımızda "artık kapa şu kitabı da uyu" diyerek ışıkları kapatan anneme inat yorgan altında fenerle kitap okumuşluğu vardır, sanki ben de yapmış idim bu anarşikliği ama hayal görüyor da olabilirim : ))

İstediğim kadar çok vakit ayıramadım aslında, üç gündür her boşlukta yazmaya çalıştım ama bu kadar oldu arkadaşlar, dolayısı ile sürç-i lisan ettimse affola.

Bana bu mimi gönderen sevgili Hypo ve Nil' e tekrar tekrar teşekkürler :) Yine alışkanlığım üzere kimseye pas atmıyorum, dileyen tüm arkadaşlarım yazsın bence.

Yaşasın başardım, bitirdim, yapılacaklar listesindeki bir maddenin daha üzerini çizebilirim :) (Kendim hakkında bir gerçek daha, çalışırken çok yapardım, şimdi evdeyim ama hala bir yapılacaklar listem var benim yahu :)


Sevgiler...

27 Nisan 2012 Cuma

Ne oldu bizim 'Su' Perisi' ne ???

Su perisi nam-ı değer Lara... 

Lara kısa geçmişinde banyoyu çok seven bir pericik iken son üç banyodur bir değişti ki sormayın.

İlk banyosunda pek mutluydu. Olumsuzluklara rağmen... Anneanne ve babaanne bizimleydi. Bu da demek ki bolca müdahale edildi. Acemiydik, daha telaşlı idik, hava daha serindi, falan filan. Ama keyifli idi ve sonraki tüm banyolarında da, gece veya gündüz.

Karnı tok ve gazı alınmış bir Lara suyu sever imajını oluşturdu bir kere... 

Ne olduysa bundan 3 önceki banyosunda oldu, soyunurken ağlamaya başladı ufak ufak ki genelde huzurlu bir bebek, nadiren ağlıyor çok şükür... Giderek volum arttı, ta ki kuruyup giyinip emmeye başlayana dek... Bu arada sarılmak, şşşşşlemek, şarkı söylemek, konuşmak, emzik filan işe yaramıyor tabi... 

Sorularınızı duyar gibiyim ama hayır aç değildi, ortam ısısı da uygundu, suyun sıcaklığı da, değişen hiç bir şey yoktu ki yıkayan yine ben... Uykusunu alamadı galiba, hay Allah neyse bir daha olmaz inşallah geçicidir dedik... 

Bir sonraki banyo tam bir kabustu, öyle bir ağladı öyle bir ağladı ki katıldı resmen. Çığlıkları duyan çocuğa bir şey yapıyoruz sanır o kadar bağırıyor. Benim de elim ayağım birbirine karıştı bu kez, gerildim, daraldım, ben de ağlamaya başladım, bir yandan ağlayıp bir yandan sarılıp sakinleştirmeye çalışıyorum. Baba son derece sakin, " tamam, giydirelim geçer" moodunda.  Evet giyindi ve sustu, en son iki kez içini çekti gözler kan çanağı bir bakış attı beni de dağıttı bıraktı. O sustu da ben susamadım ki... Nedenini bir anlasam çözmek için her şeyi yaparım o kadar daral bi durum. 

Ve dün gece (gün aşırı yıkıyoruz ya kuzuyu şimdilik) tüm gün çok keyifliydi; ikişer saat uyudu sabahtan ve öğleden sonra. Akşam oldu banyo saati geldi, baktım gözüne nasıl havası diye, fevkalade. Gazlı değil, aç değil, uykusunu almış, keyifli, neredeyse konuşacak o kadar da şeker sesler çıkarıyor ama... 

Soyunurken sorun yoktu tamam dedim bu kez olmayacak, suya girerken bir iki mırladı ama şarkılar türküler ağlamadan bitti banyo yine de ağlamaya teşne; sudan çıktı başladı bağırmaya. Giydirip kucağıma alana dek ağladı sürekli, katıla katıla ağladı, ne ettiysem susturamadım ama bu kez ben ağlamamayı başardım en azından. 

Şimdi deneyimlerinizi konuşturun bakalım bu nedir sizce?
Hep mi ağlayacak artık banyoda?
Çok konuştum tabi ben 'aman suyu da çok seviyor hiç de ağlamıyor banyoda' diyerekten.... 

19 Nisan 2012 Perşembe

Anne...

Benim annelikten anladığım bebeğini karnında taşımak değil, hücre hücre doku doku oluşmasını, büyümesini beklemek, takip etmeye çalışmak, onu düşünerek yemek içmek, onu düşünerek hareket etmek, onun izin verdiği pozisyon ve zamanlarda uyumak, daha doğmadan hayatını ona göre planlamak,... değil.... 

Doğurmak hiç değil, normal veya sezaryen hiç fark etmez, bu değil çünkü, ne yaşarsan yaşa, nasıl doğurursan doğur, ne kadar canın yanarsa, ne kadar ağlarsan ağla değil... 

Hormonların tüm kontrolü senden alıp, seni sen olmaktan çıkarınca, sen bilumum dağınık kafalı ve karman çorman olsan da ...

Ben çömezim kabul, acemiyim ama herkesin kendine değil mi yaşadıkları, benim de daha çok az bir vakit geçse de 'geleceğim' i kucağıma alalı "yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.". 

Annelik yeniden doğmak bebeğinle; ölüp yeniden doğmak. Egondan, ilkel benliğinden, toplumsal, sosyal kimliğinden, diğer statülerden sıyrılmak... Bu küçücük canın, bu taze nefesin önce sağlığı ve huzuru, sonra mutluluğu ve geleceği için kendinden bir başka kimlik çıkarmak, onu her şeyin ama her şeyin önüne koymak... 

İnsan üstü olmak, uykusuz olsan da uykulu olmamak, bir ahtapot olmak, sevgi dolu, şefkatli, eğlenceli, komik, hiper sabırlı, müşfik, anlayışlı, hep enerjik, hep çalışkan olmak... Ne kadar olursan ol, hep daha fazlasını olmaya çalışmak ama yine de arafta olmak hep, daha ne kadar olabilirsen o kadar olmak, olabilmek için çabalamak... 

Hiç abartmıyorum, eğer ki bir can getirdiysen dünyaya tüm sorumluluğu omuzlayıp, her şeyi göze alıp... 
asla ve asla beklenti içinde olmadan, hesap kitap yapmadan: 
bir süre onun her şeyi olacaksın, eli, ayağı, yemeği, uykusu, huzuru, gülümsemesi hepsi...
bir süre sonra o büyüyüp geliştikçe neye ihtiyacı varsa o' su, ne kadar istiyorsa o kadar,
belki sonra sadece bekleyeni, evhamlananı "amaaaan be anne" si....  


Dip Not: Size hüzünlü geldim ise azıcık da olsa gülüş katmak için ekledim son görseli, biz iyiyiz, herşey yolunda (hormonlar da yine iş başında) merak etmeyin, SEVGİLER... 

10 Nisan 2012 Salı

40' lar 80' ler daha neler neler...

Derler ki bebeğin huyu değişirmiş 40' ından sonra, derler ki 40' ı çıkmadan anlaşılmazmış zaten... 

Hiç bir fikrim yok aslında. Hiç bir şey de yap(a)madım "40 uçurmak" adına... Sadece Lara ağlamayıp izin verdiği oranda evimi temizledim, akşama da yıkarız mis mis. 

Dışarı çıkmak derseniz zaten ilk 7. gün çıktık doktor kontrolü için, ondan sonra da çıktık ara ara hava alsın, güneş görsün, annesine değişiklik olsun gibi bahanelerle...  

Aslında inanırım ben geleneklere bir yere kadar, hepsinin bir anlamı, bir nedeni vardır ki gelenekselleşmiştir ama hava berbat iki gündür, ben uykusuzum malum, bir de yalnızım ön ayak olan yok, derken ben de dedim ki bizim 40 ımız da böyle çıksın o zaman :) 

Kriter 40 gün müdür bilemiyorum ama tatlı kızım tadından yenmemesi bir yana sürekli yeni yeni tavırlar ediniyor. Maşallah maşallah :) 

- Mesela ağlamıyordu ilkin sadece "eeee" diyordu; şimdi ağlama konusunda son derece profesyonel, sesi açıldı, gürleşti, oktav genişledi, çığlığı akıllara zarar, iki sokak aşağıdan duyuluyordur kessin :) Ama geceleri değil çok şükür o nedenle babası da şaşırıyor söylediğimde... 
- Ağlamak dışında çok şeker bazı başka sesler de çıkarıyor :) 
- Gözleri ile bizi ve hareket eden herşeyi takip edebiliyor artık. 
- Seslere daha çok reaksiyon gösteriyor hatta sesle karşılık veriyor.
- Eskiden acıkınca beni beklerdi eee diyerek şimdi acilen yetişmezsem hem ağlıyor hem de eline ne geçerse ağzına götürüyor (evet ben de çok şaşırıyorum)  
- Banyoyu çok seviyordu başından beri, hiç ağlamadı yıkanırken ama artık sudan çıktığında ağlıyor. 
- Emzik emmeye başladı ya kimi zaman "emzikten nefret ediyorum sokmayın şu aptal silikonu ağzıma" ifadesi ile bakıyor ve yüzünü buruşturuyor, emziği tükürüyor. 
- Kimi zaman emzik aldığında yanında oturmaya devam etmemiz için kalkar kalkmaz emziği tükürüyor ve bağırmaya başlıyor, yanına geri döndüğünüzde istediğinin emzik olduğunu unutup emziği reddediyor öyle oturup kalıyorsunuz başında. 
- Artık geceleri saat üç ve altıyı fiksledi mutlaka uyanıyor, sonrasında da saat başı uyanmaya devam dokuza kadar. 
- Başucundaki dönenceye bayılıyor müzik sustuğu ve dönence durduğu an uyumamışsa isyan ediyor. 
- Hala çok feci içini çekiyor ve beni de ağlatıyor.
- Yamuk yamuk gülümsüyor, bildiğin gülümsüyor, otoriteler yüz kasları çalışıyor diyor ama bence kesin gülümsüyor. 
-Sohbete bayılıyor ama daha çok dinlemeyi seviyor; sanırım henüz anlatmak için yeterince birikimi yok, haddini biliyor. 
- Müziği hep sevdi, özellikle caza bayılıyor. 
-Uyanmak istemezse mümkünü yok uyanmıyor ama uyanmasın diye parmaklarımın ucunda hareket ediyorsam da kesin uyanıyor. 

- İlk günlerde yatağında kendi başına uyurken şimdi artık böyle uyumayı seviyor. 
- Bir de gözlerimin içine öyle bir bakıyor ki sanırım onu çoook ama çok sevdiğimi kesinlikle anlıyor :)

40 güne kadar bizden yeni haberlerle görüşürüz dilerim, sevgiler...