Counter

6 Şubat 2012 Pazartesi

Biz çocukken ...

Korkmayın ahkam kesmeyeceğim, nostalji yapacağım kendi hacmimde :) 

Benim çocukluğumda 70 li yılların sonları ve 80 ler boyunca yani, hayat şimdikinden çok farklı idi biliyorsunuz bir çoğunuz zaten. 

Şimdi ah vah deyip ne güzel zamanlardı diyoruz bir çoğumuz değil mi? Ben de çoğunlukla böyle diyorum aslında… 



Babam devlet memuru, annem ev hanımı idi, bir de ablam vardı benden dört yaş büyük. 

Sürekli bir bütçe sözü geçerdi evde hatırlıyorum. Kimin neye ihtiyacı var, bu ay ne alınsın, kışsa odun, kömür ne alemde? Aybaşı denen bir adam vardı pek acımasızdı, o gelmeden eve veya bize yeni bir şey almak zordu belki imkansızdı. 

Bu aybaşı bana göre zalim, çatık kaşlı, cimri, dediğim dedik koyu renk takım elbiseli ve çook seyrek gelen bir adamdı; kim olduğunu görmek için yıllarca çaba harcadım ama beceremedim bir türlü. Anneme sorardım, ne zaman gelecek bu aybaşı? Söylerdi işte şu gün bu gün diye, ben de pusuya yatardım koltuk arkasına; belki yakalarım da bir çift laf ederim diye. Aybaşının geldiğini ihtiyaç listesinden bir şeyler eve geldiğinde anlardım ancak ve yine kaçırdım diye hayıflanırdım ama hayır fakir veya yoksun hissetmezdim; değildik çünkü. Yani şimdiki çocuklar gibi herşeyimiz varken cep telefonu eski model olduğu için “siz de bana istediğim hiçbir şeyi almıyorsunuz” moodunda değildik, kimse değildi sanırım. Ama o zamanlar öyleydi. 

Para konuşmaları anneyle yapılırdı. Keyifli ve iyi anları kollanarak, punduna getirilerek. Anne bana şunu alalım mı şeklinde. O da klasik cevaplarını sıralardı işte, son replik de her zamanki gibi “aybaşı gelsin bakarız” olurdu… 

Yıllarca “bakarız” sözünden nefret etmem bu yüzdendir ama yine de. 


- Anne bana yeni kırmızı ayakkabı alalım mı ? 

- Şimdiki ayakkabılarının nesi var ? 

- Onlar kirli gibi, sildim çıkmıyor 

- Bir de ben sileyim bakalım 

- Bir de eskidi galiba...

- Eski değil evladım, bak silelim boyayalım yepyeni olur.

- Ama o kırmızılar çok güzeldi hani geçen gün gördük ya ...

- Evladım ben de biliyorum çok güzeldi ama (sessizlik, annenin içi ezilir) Aybaşı gelsin bakarız tamam mı? 

Susarsın biraz da gıcık olursun ama cevap verilmez anneye… Sadece bir kez ben hatırlamıyorum ama annem hala gözleri dolarak anlatır demişim ki : 

“Ben yine isteyeyim de siz almayın” Çocuklar gaddar işte. Düşünmüyor ki o da istemez mi evladına her şeyi alsın, ama ne çare… 

Bir de bu konuşmalar hep evde ve yalnızken yapılırdı. Sokağa çıkmadan önce annem sıkı sıkı tembihlerdi. “Bakın sakın tutturmayın şunu isterim bunu isterim diye. Şunu alıp döneceğiz. Tamam mı, yoksa bir dahaki sefere yalnız çıkarım, sizi de evde bırakırım. Anlaşıldı mı? “ 

Gaddar mıydı annem, sanmam, sertti ama gaddarlıktan değil, idare etmek durumunda olduğundan...


Ama söz annemin disiplin anlayışından açılmışken ‘Annemin Meşhur Bamya Teorisi’ ni konu dışına çıkma pahasına anlatmadan geçemem. Ben dört beş, ablam da sekiz dokuz yaşlarındayken bir öğle yemeğinde önümüze konan bamya yemeğine burun kıvırıp “Biz bunu yemeyiz” demişiz. Annem de çok net bir tavırla “Peki o zaman kalkın masadan” demiş ve bizi yollamış mutfaktan. 

- Ama açız 

- O zaman bamya var yiyin işte. 

- Ama o kötü, yemeyiz; sadece ekmek yesek... 

- Olmaz ya bamya ya da kalkın. 

Kös kös kalkarız. Akşama kadar kıvranırız ama emir büyük yerden, ya bamya ya hiç. Annem de tüm gün yanımıza uğramaz ki muhtemelen yumuşamaktan korkar. Akşama baba gelir, sofra kurulur. Haydaaa yine bamya… Biz annemin gözünün içine içine bakarız ama göz teması da kurulmaz. 

Annem - Hadi afiyet olsun. 

Ablam - Ben bamya yemem. 

Annem – Başka yemek yok kızım. 

Ablam – Ben bamya sevmiyorum yemem. 

Annem – O zaman kalk kızım masadan, başka yemek yok. 

Ablam – (Ağlamaklı) Ama ben çok açım. 

Annem – O zaman bamya ye; çok güzel, çok sağlıklı 

Ablam – Yemem ben 

Annem ablama - Hadi kalk o zaman kızım, 

Annem bu kez bana - Sen ye kızım 

Ben – Ben de sevmem, yemem. 

Annem - Hadi sen de kalk o zaman. 

Sakince ama net ve kesin. Kalkın dedi mi kalkılır. Bakışlarıyla yönetir evi hepimizin annesi gibi. 

Aç karna uyunur hem de iç çeke çeke…. Baba karışmaz, muhattap olmaz. 

Ve şaşırmayın ertesi sabah kurt gibi aç, umutlu ama yorgun ve mahmur kahvaltı sofrasında bamya karşılar bizi. Tabi ki yenir. Yani nedir anne bir şey söylüyorsa boşuna söylemiyordur. Pabuç pahalıdır, ya bamya yenilecek ya da aç kalınacaktır. Anne ile savaşılmaz, sözü dışına çıkılmaz. Bir bamya sebzesi nelere kadirdir, hayatta nasıl dersler verir bir annenin ellerinde görün. Hayır annem tabi ki bir diktatör değildi bu arada. 



Neyse işte konuya döneyim şimdi durumlar böyle değil çocuklar sürekli istiyorlar, hem de her şeyi. Haksız da değiller ki. Etrafımız reklamlarla kuşatılmış durumda. Biz bile etkileniyoruz onlar nasıl etkilenmesin. Abur cubur, oyuncak, marka kıyafetler, sürekli gözlerinin önünde hem de en cazip şekillerde. 

Çağ değişti, anne babalar da çocuklar da. Kıyaslama yapamıyorum, yapılmaz gibi de geliyor, şartlar çok farklı. Ama bildiğim şu ki bizim için herşey daha bir kıymetli idi. 

Ayakkabılar da şeker de bakışlar da komşular da duygular da dersler de notlar da… 

Mutlu çocuklardık ve söylediğim gibi yoksunluk hissi ile büyümedik yine de. Çünkü öyleydi o zaman hepimiz öyleydik. 

Şimdi siz Camper ayakkabıları, i-phone’ u, Tommy montu içinde süper havalı bir yavrudan nasıl koruyacaksınız ki kendi yavrunuzu.. Ne deseniz haklısınız…

30 yorum:

  1. O kadar doğru ki her cümlen, bizim evde de durum çok farklı değildi, aybaşının mutlaka her Allahın günü ismi zikredilirdi, eksiğimiz hiç bitmezdi ama mesela bayramlarda mutlaka yeni kıyafetler giyilirdi. Düşününce öyle bir çocukluğun çok daha iyi olduğunu anlıyorum şimdi.

    Abimle bana en büyük sürprizlerden biri eti puftu akşamları babamın getirdiği, sadece eti pufla şimdi kaçımızın çocuğu bizim kadar sevinir ki? Misal ben yeğenlerime ne alacağımı şaşırıyorum doğum ya da karne günlerinde zira herşeyin en güzeli ve fazlası var zaten kendilerinde.

    Oğlum daha ufak ama haklısın söylediklerinde, ne kadar yanlış olduğunu düşünsem de bir anne olarak nasıl tutabilirim ki onu bu yeni sistemin gerisinde :(

    YanıtlayınSil
  2. Ülker`cim, hepimizin çocukluğunu yazmışsın.(73 plakayım ben de:))

    O zamanlar malum, herkes biliyor zaten. Ben biraz farklı açıdan bakmaya çalışıyorum. Bizimkiler bizi çok bilinçli büyütmediler, sonuçta zaten yoktu ve olmayan bir şey için talep de yoktu! Gelişen teknoloji bebek, çocuk bakımını kolaylaştırırken, başka zorluklar çıkardı. Varlık içinde olup çocuklara yokluğu öğretebilmek en zoru oldu. (Yanlış anlaşılmasın, varlıktan kastım zenginlik değil ama günümüzde orta halli her aile eskiye göre varlıklı sayılır.)

    Karamsar olmak istemiyorum, tarihe bakarsak bu durum her nesil için geçerli. 2.dünya savaşını görenler için herhalde 60`lı yılların gençliği akıl almaz boyutlardaydı. Beraberinde gelen diğer gelişimler...Bizler için şu an ipad ne ise onlar için TV`nin evlere girmesi ve herkesin onu izlemesi (evde müzik yapmak veya ailece oyun oynamak yerine)korkunç olsa gerek!!

    Gelişim hep var ve olacak. Değerler de ona göre yeniden şekil alacak. Newsweek birkaç sene önce manşetinde "dijital yerli" "dijital göçmen" konusuna yer vermişti. Günümüzün bu dijital yerlilerinin nasıl bir dünya oluşturacağı ise muamma. Teknolojiyi bu kadar iyi kullanmanın geleceğe katkısı ne olur, bir dijital göçmenlerin kafasını epey bir süre daha meşgul edecek:))

    Sevgiler....

    YanıtlayınSil
  3. Kesinlikle çocukluğumu arıyor ve özlüyorum. Ama maalesef kendi çocuğuma ebeveynlerimizin bize verdiği disiplini veremedim (her istediğinin olması konusunda). Ama yok yok hakkını yemeyim oğlumun büyüdükçe sanki daha makul oluyor, her konuda olmasada. Şimdi birde şöyle düşünüyorum, güzeldi o zamanlar çünkü yokluk vardı (hani yokluk derken herşeyi bu kadar rahat bulamıyorduk) sebze ve meyvaların seradan ilk baharda çıktıkları zamanlar vardı. Özlem vardı, beklemek vardı. Beklemeyi öğrenmek vardı. Ama şimdi öylemi?.....

    YanıtlayınSil
  4. ortak derde güzel parmak basış olmuş. anneye karşı çıkılmaz ne sihirli kelime .lakin bizim eve hiç uğramamış

    YanıtlayınSil
  5. ne kadar güzel anlatmışsınız, bizim evde de yazdığınız gibiydi her şey.. yokluğun ne demek olduğunu öğretmeye çalışıyorum ben de kızıma yoksun bırakmadan..

    YanıtlayınSil
  6. Eskilere götürdün Rengim.Her şeyin az olduğu ama değerli olduğu, dostluğun, komşuluğun ve manevi değerlerin hissedildiği en önemlisi insanların ideallerinin olduğu yıllar.Özlememek mümkün mü?

    YanıtlayınSil
  7. Sizin bamya hikayesi gibi benimde bir kek hamuru hikayem var.Annemin yaptığı kekin kasede kalan kısmını yalamak iki kardeş en büyük derdimizdi.Bir gün öyle bir kavgaya tutuştuk ki annem yeniden bir kek hamuru çırptı ve önümüze koydu. Bu bitecek dedi.Başta çok sevindik ama sonra ...bitmek bilmiyor...annem bitecek diyor...Bir daha asla kek hamuru için kavga etmedik...Aynı kavga benim çocuklarım arasında da oldu.Ama ben keki kalıba dökerken ikisine de biraz ayırdım. Annemle aramızdaki fark otorite kurmamam sanırım.İsteme konusuna gelince ben şöyle bir şey yaptım. Çocuklarımla birlikte yoksul ve çocuklu bir aile için alış-veriş yaptık ilk alışverişi onlar yönetti.Sonra birlikte bu aileyi ziyarete gittik.1-2 saat onlarla oturduk misafirleri olduk.Onların evinde zaman geçirmek onların çocukları ile oyun oynamak çocuklarımın onların hayatını gözlemlemesi içindi.Yaptıkları alış verişin ne kadar anlamsız olduğunu gördüler. Bir ay sonra ki alış-verişte benden daha temkinliydiler.Bu ziyaretlerimiz hala sürüyor O çocuklarla birlikte büyüyorlar.Ben onlara bir şey isterken tutturmamayı böyle öğrettim. Bazı şeyler lüks ise tutturmanın anlamsızlığını yaşasınlar istedim.

    YanıtlayınSil
  8. herşey daha kıymetliydi cümleni sevdim.
    dersler, notlar ve komşular.
    çok güzeldi.
    bizim devirleri anlatan bir yazı. kendimden içinde hep bir şyler buldum.
    her cümleni ve her satırı içime ala ala okudum. kağıda yazılmış olsaydım koklardım. severim mürekekp ve kağıt kokusunu.
    sen bu yolda devam et.
    bırak yastıkları başkaları yapsın:)

    YanıtlayınSil
  9. O kadar güzel yazmışsın ki, o denli bizim ev gibi.Biz de yoksun büyümedik ama herşeyin bir zamanı vardı. taze soğanın bile mevsimi, ben ve kardeşim kemal sunal filminde görüp bugur pilavı ayran ve taze soğan hayali ile zamanını beklerdik.Dünyanın en mutlu çocuklarıydık bulgur pilavı yedik bir de taze soğan eşliğinde yedik diye.

    Mutluluktu yaz başı çıkan meyvalar. Bizim şimdikiler gibi yığınla oyuncağımız yoktu.Uzaktan kumandalı araba zenginlikti.12 yaşında koca kızdım, barbiyi annemler alamaz pahalıydı, para biriktirdim, sindy aldım. Melis oynar geldiğinde hala.

    Kırmızı ayakkabı bayramda alınırdı.İki bayram giyilirdi. Bu kadar çeşit çikolata yoktu. Sebze yemeği yenilmeden aç kalkılınırdı. Aç çocuklar hatırlatılır o yemek boğazına dizilirdi utancından.

    Anne bakışı denilen bakışı bizim çocuklarımız da söyleyecek mi bilmem,kırmızı başlıklı kızda kurt ölürdü bize masal olarak anlatılırdı. Ben o kurt ölüyor diye kitabı almadım çocuğumun psikolojisi bozulur diye...

    Biraz da biz yapıyoruz aslında.Biz mutlu çocuklardık. Tek korkumuz kim o demeden kapıyı açma, sokakta tanımadığından şeker alma. Bizim çocuklarımızın çıkacağı sokak da yok.

    Öyle işte...

    YanıtlayınSil
  10. Sanırım bir iki eksik veya fazlayla hepimizin yaşadıkları aynıymış Rengim.

    Bamya meselesi bir örnekleme, bizdede kurufasulyede yapılmıştı o :) annem mutlaka yenecek dedimi, eninde sonunda yenirdi.

    Şimdiki çocuklar doyumsuz verdikçe daha fazlası isteniyor. Çözümü nedir bilemiyorum..

    YanıtlayınSil
  11. yazın ne kadar içten ne kadar samimi,aslında kendimden çok şeyi özdeşleştirerek okudum,ama yazmıcam sonra kötü oluyorum o anda okurken hatırlıyorum ama tekrar yazarak anımsamamak en iyisi,,ne keyif verdi bilemezsin azıcık acıtarak...yaz ama hobilerinden de asla vazgeçme :) Sevgiler canım..

    YanıtlayınSil
  12. şahane bir anlatım olmuş elinize yüreğinize sağlık.
    Gün geçtikçe çocuklar haketmek kelimesinden hızla uzaklaşıyor. Yani eskiden bi şeye sahip olmak için önce haketmek gerekirdi iyi bir karne ya da düzgün davranışla..
    Şimdi aileler mecburmuşcasına çocukların yaklaşımı.. Yani yakın geçmişte bi çocukluk yaşadım ben ama git gide durum kıymet bilinmez bi hal alıyor...
    sevgiler;)

    YanıtlayınSil
  13. geçen sene Kristın Hannah'ın "kış bahçesi" ni bir gün ve bir gece de okuyup salya sümük olmuştum.içim o kadar acımıştıki!biz ne kadar şanslıymışız büyürken diye düşünmüştüm.insanlar ne acılar ve ne yokluklar çekmişlerdi...şimdi o nesil ile bizim nesili kıyaslayıp şımarıklığımızı düşündüğümde şuan ki nesili bir yerlere de koyamıyorum!masallarımız,kestane keyiflerimiz,ayda bir alınan cam kavonozdaki sarellelerimiz,bez bebeklerimiz,sırtımıza atılan terlikler yada oklava darbeleri geride kaldı.
    "tamam anne bakarız"
    bakarız bizde bu şekilde devam ediyor:(

    YanıtlayınSil
  14. Sevgili rengim.. ;)ben de ahkam yapmadan yorum yapmaya calisayim..;)) diyecegim su.. Bizlerin elinden cep telefonu, i phone, i pad, laptop düsmezken, cocuklardan döndön tapacim oynayip , cember cevirmelerini bekleyemeyiz tabi.. Bizler de degistik ister istemez.. Cocuklarimiz bizden daha farkli..eskiye özlem hepimizde var.. Okuyunca tüylerim diken diken oluyor yazini.. Cok hos.. Özlenen belki de cocuk kalmak ...yas ileleyince zaman daha cabuk geciyor..dur durak bilmiyor..daha dün kendim cocuktum diyorum..bilinen sona yaklasiyor olmak belki de geride kalanlari daha bir tatli yapiyor.. Belki oldugundan da tatli...Daha da hüzünlü oluyor insan .. Vakit gecti gecer diye...;(((((

    YanıtlayınSil
  15. Cebimdeki Renklerciğim, git geri ,git geri neredeyse bir 10 yıl oradaki bizi düşün ve gençliği gel yama 80 lere, al işte benden de o kadar dedim yazdıklarını okurken. TV1 de sanırım salı günleri 80ler dize komedi bir dizi var bir seyret. Biz abuk bir çocukluk yaşadık, yokluğun çok olduğu arzulara gem vurulduğu bir dönemdi, yine de güzeldi yaşadığım çevre açısından ve bakıyorum da özellikle kırılma noktası sanırım bizimle başlıyor.Yine de bir yanım gözlemlediğimde bugünün çocukları gibi olmak ve şımartılmak çok isterdi.

    YanıtlayınSil
  16. Öncelikle hepinize tek tek teşekkür etmek istiyorum. Dün gece uzun uzun yazdım yorumlarınıza cevaben ama bağlantım kesilmiş yazdıklarım gitti. Kendi kendime söylene söylene gidip yattım, şimdi yeniden vira bismillah dedim hadi hayırlısı :)

    Esra’ cım, hepimiz bir şekilde aynı dönemlerin başlarından sonlarından yakalamışız demek ki… Sizde Eti Pufken süpriz bizde de parmak çikolata idi. Bir tane bile olsa paylaşırdık tam ortasından kesip. Çok haklısın ben de şimdi zamane çocuklarına ne hediye alacağımı şaşırıyorum. Herşeyin en güzeline sahipler zaten. Şimdiki ailelerin işi daha zor çünkü söylediğin gibi varlık bol. Nasıl yoksun bırakırsın çocuğu… Çok teşekkürler katkın için. :)


    Semi’ cim demek modelimiz aynı bizim 73 :) İyi modeldir aslında :)
    Söylediğin gibi o zamanlar ailelerimiz bizim psikolojimiz üzerine bu kadar kafa patlatmazdı. Çocuk işte denilip geçilirdi. Kadın belki evdeydi daha çok ama o kadar çok işi vardı ki çamaşır, bulaşık, süpürge. Çocuklar da bir şekilde büyüyordu işte. Karnı tok sırtı pek…
    Karamsar olmamak lazım zaten sonuna kadar katılıyorum sana. Çocuklara varlık içinde yok kavramını, sonra kavramını, beklemeyi sabretmeyi öğretmek o kadar zor bir iş ki. Çok iş düşüyor şimdiki ebeveynlere.
    Dijital göçmen ve yerli kavramlarına çok yabancıyım ama merak ettim bulup okuyacağım. Çok teşekkürler, benden de sevgiler :)


    Dilek Hanım’ cım, hepimiz bir şekilde özlem içindeyiz demek ki ama çocukluk kavramı ve hissi mi özlenen yoksa o zamanki değerlerimiz mi bilemiyorum. Bizim disiplin konusundaki zayıflığımız belki de disiplin edilmek için bize yapılanlar yüzünden onu da bilemiyorum. Ama genelde psikoloji “biz çok çektik çocuklarımız çekmesin” ya da “ amaan bir kere çocuk olunuyor mahrum kalmasın evladım” oluyor sanırım.
    Dilerim evladın da senin özlediğin kadar güzel bir çocukluk geçiriyordur ve yine mutluluk ve özlemle anar çocukluğunu büyüdüğünde. Çok teşekkür ederim hislerini paylaştığın için.


    Neval Hanım, desteğiniz için çok teşekkürler. Şimdiki anneler değil de çocuklar bizi bakışları ile yönetiyor sanırım değil mi? Biz hep annelerimizin gözüne bakardık, şimdi de evlatlarımızın gözüne bakıyoruz, mutlu mu huzurlu mu diye. Bizim kuşağın payına da bu düşmüş demek :)


    Ecer bir cümle ile özetlemişsin tüm yazıyı, yoksun bırakmadan yokluğu öğretmek en zoru işte. Semi’ ye de söylediğim gibi zamane ebeveynlerinin arafı da bu işte. Çok teşekkürler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sayın yazar, yazılarinızi tesadufen blogda gormesem bi baskasinin yazdigini zannediyordum yakin zamana kadar. Konyada yerel bir dergide aylik yazilarin farkli bir yazar adi altinda yayinlaniyor. Detayli bilgi icin lutfen iletisim bilgisi birakin (mail,telefon,faks)
      firmaker@gmail.com

      Sil
  17. Nazan’ cım, çok teşekkürler, seninle de aynı kuşağın çocuklaryız zaten. Unutulmaz yıllardı evet. Çok romantik çocuklardık biz. ideallerimiz de romantikti elbet…


    Sevgili Hobby Dünyası, ne güzel ifade etmişsiniz. Malzemenin adı değişse de yöntem aynı işte. Bize kazandırdıkları çok da farklı değil :) Siz kendinizce çok güzel bir yöntem bulmuşsunuz bazı değerleri kazandırmak için. Hem faydalı oluyorlar hem de öğreniyorlar. Mutlaka faydası oluyordur. Almadan vermeyi de öğreniyorlar ayrıca bu şekilde. Başarılar size ve kolaylıklar. Paylaşımınız için ayrıca teşekkür ederim.


    Sevgili Hypo, bir kere baştan söyleyeyim hayatta bırakamam yastıkları, sepetleri :) Hobi candır ama değil mi :)
    Yazmak da kıymetlim aslında kendimce, evde o kadar çok defterim var ki herşeyi kaydettiğim… Özellikle mutsuzluk anlarında yazardım eskiden. Mutluyken yaşamaktan yazmaya vakit bulamazdım. Neyse …
    Beğenmene sevindim. Çok teşekkürler
    Bu arada kağıt kokusunu ben de çok severim o yüzden bu e-kitap olayını anlamıyorum.


    Nil’ im canım arkadaşım, seninle de modelimiz aynı bizim tabi… İlginçtir bak bulgur pilavı bizde de olaydı. Mercimekli :) Çok severdim, hala severim. Erik çıkınca ne sevinirdik dimi? Kirazdan küpe yapardık.
    Sindy’ i de hatırlıyorum. Esmer miydi o ? :)
    Ben de ilk biriktirdiğim para ile bir yeşil süet timberlend almıştım da eve getirdiğimde özür dilemiştim, şimdi gülerek hatırlıyorum ama utanmıştım…
    Bizim masallarımızda herşey vardı söylediğin gibi ölümler de. Şimdi sizin işiniz çok zor Nil’ cim, bu kadar ince eleyip sık dokumak yine bizim kuşağa düştü yani. Daha önce de yazdım ama annelerimizin gözüne bakarak büyüdük şimdi de çocuklarımızın gözüne bakıyoruz işte. Çocukların da işi zor ama en çok annelere düşüyor yine işte…
    Sağol tatlı arkadaşım.


    Aslı’ cım, çok sağol. Bizdeki bamya sizde kuru fasulye olmuş. Ama sonuç aynı işte. Anne kazanmış.
    Zaman çok değişti, teknoloji acımasız. O kadar çok şey sunuluyor ki çocuklara, onlar masum aslında. Çözüm zor gerçekten. Tüm yük bizde yine işte. O ince çizgiyi kaçırmadan Ecer’ in söylediği gibi, varlık içinde yoksunluk hissi yaşatmadan yok kavramını öğretmek lazım ama zor…

    YanıtlayınSil
  18. Huzur’ um, sen ne duygusal kadınsın böyle. Canım benim. .Üzdüm yine seni. Sen bakma bana. Bak Nazan ile Fiamma da yapmışlar Huzur poğaçası, onlar da çok sevmişler, meşhur oldu senin tarif. mde
    Tatlım benim çok sağol desteğin için, ama üzülme. Buruk bir gülümseme kabul edilebilir ama üzülme. Hobilerimden de vazgeçmeyi hiç istemem ben merak etme :)


    Sevgili Küçük Kurbaa, senin yorumunla anladım ki bir kez daha her bir kuşak arkasından geleni değerler bakımından kendinden eksik görüyor. Sen yakın geçmişte yaşamışsın çocukluğunu ama şimdiki çocuklar sana da farklı geliyor işte. Devinim öyle hızlı ki değil mi ? Benden de sevgiler. :)


    Alanay’ cım, ne güzel söylemişsin, ayda bir alınan sarelleleri kim bilmez, nutella yoktu ki ithalat yoktu zaten. Almanya’ dan gelen akrabalar getirirdi bir çok zaman kahve ve çikolatayı dimi… Sen de yazmışsın ya çocuklar kullanıyor artık “bakarız” ı diye.. Ben hala kimseye bakarız demiyorum, çocukluğum boyunca en çok duyduğum sözlerden biriydi oysa… Annemle babama bile söylemedim hiç :) Çok teşekkürler...


    Nar çiçeğim, söylediğim gibi herşey ve herkes değişti, çocuklara söylenecek söz yok o nedenle. Kıyaslayamıyorum ki şartlarımızı… Özlenilen çocukluk mu bilmiyorum, yani o çağlara dönmeyi istemem ayrı özlemle anmak daha keyifli :) 20 li yaşlarıma dönmeyi de istemem misal. Ben yaşımdan da yerimden de mutluyum aslında. Yaş alıyoruz evet, kimi zaman aldığımızdan çok yaşlanıyoruz, kimi zaman da yerimizde sayıyoruz. Hislerimiz belirliyor yaşımızı sağlıklı isek…


    Fiamma’ cım, 80’ ler dizisinin ilk bölümünü izledim, sevdim de… Evin kızının saçlarına bittim, kaset doldurma olayı, soba, kestane, sevdim… Aslına bakarsan hatırlıyorum bizden birkaç yaş küçükler bile farklı idi ama ablamla benim aramda o kdar fark yok bu anlamda yani bizler kırılma noktası olabiliriz haklısın… Biz hiç şımartılmadık dimi… Babam akşam eve gelirdi, hiç muhatap olmazdı bizimle ya… Tek sorusu okul nasıl geçti olurdu o kadar… Şımartılmadığımız için şimdi de şımaramıyorum ben misal… Naz yapamıyorum, kapris yapamıyorum… Neyse uzatmiim. Şımartılmak ben de ister miydim diye düşündürdün beni :))

    YanıtlayınSil
  19. Ülker`cim, Newsweek dergisine ulaşmak pek mümkün değil ama "dijital yerli-dijital göçmen" diye arama yaparsan pek çok yerde alıntılar var.

    Mesela DW Türkçe olarak:
    http://www.dw.de/dw/article/0,,5902258,00.html

    YanıtlayınSil
  20. Güldüm sana, söylene söylene yatmışsın:) Kıyamam ben sana.

    Sarışındı :)

    parmak çikolata tabi yaa,ah Renk'im canım benim,ne güzel çocukluktu ya bizimkisi,di mi ama ya...

    YanıtlayınSil
  21. :) Nil benim hatırladığım Sindy' nin de çakması demek ki sarışın bile değil :)

    YanıtlayınSil
  22. ne güzel bi yazı bu. ama işte hayat değişiyo. ve çovukken mutlu olmak büyük şanstır diy mi.
    :)

    YanıtlayınSil
  23. Bizler de ihtilal bebekleriyiz Rengim..
    Radyolu günlerin,yazlık sinema gecelerinin hiç yorulmayan çocukları olduk sonra.Komşularla deniz ,piknik keyiflerinin yapıldığı hafta sonlarıydı en sevimli beklentilerimiz.
    İnsanlar cam gibi şefaf,kalplerse evlerin kapısı gibi her gelene açıktı.
    Şimdi kapılar da kalpler de kilitli sanki..Ne acı..

    Yazdıklarını okumak zevkti Rengim.
    Teşekkürler.
    Bu arada,şem-çata fotoğrafı var bloğumda.Senin için.
    Sevgiler canım.

    YanıtlayınSil
  24. rengimmm bamya meselesine şaşırdım ya cidden yani keşke bende öyle olabilsem dedim olmalı olmalı ki bu çoçuklar her dediginin olmıycagını anlasınlar en ufak şeyi bile aglayarak yaptırıyorlar bana :(

    YanıtlayınSil
  25. Deep, çok teşekkürler.


    Tülin Hanım, sizin döneminizde çocukluklar daha da güzeldi sanırım. Daha da coşkulu... Söylediğiniz gibi daha temiz, şeffaf...
    Çok teşekkürler paylaşımınız için. Şem-çata için ayrıca teşekkürler. Çok sağolun :)


    Mavi' cimm, anneler böyle disiplinliymiş işte o zamanlar. Annemin bamya teorisi de tek değilmiş, her annenin farklı teorileri varmış işte aynı yola çıkan. Kuru fasulye ve kek hamuru teorileri öğrendim bu yazı sayesinde :) Bir zamanlar çok gaddarca gelmişti düşününce ama şimdi biraz hak veriyorum sanırım...

    YanıtlayınSil
  26. bizler ne yokluklarla büyümüştük..
    oysa şimdikiler şımarık ya :))))
    heeey gidi günler heyyy be can :))))
    çok öpüyorum seni :)

    YanıtlayınSil
  27. Zaman çok değişti Figen ablacım :) Ben de öperim seni...

    YanıtlayınSil
  28. Hangisi daha zor acaba, anne olmak mı, çocuk olmak mı? Aynı şey çocukluğumda pırasa konusunda geldi başıma. Açlıktan gözüm dönünce öyle bir yemişim ki pırasayı. Hayatımda yediğim en lezzetli yemekti diyebilirim. Çocuklarım bana bu otoroteyi kurma fırsatı vermediler. Onlara asla "yemek yeyin" diye ısrar etmedim ve bir kere bile elimde tabak peşlerinden koşmadım. İştahları yoksa zorla ağızlarına yemek tıkıştırılmadı. Bamya ise keyifli bir yemek oldu. Çünkü en minik boyu Elif, bir büyüğü Zeynep idi. Bamyaları boy boy seçer ve yerlerdi. Hay Allah.. Gördün mü, o kadar güzel anlatmışsın ki, konuya kapılıp gittim. Bu harika yzı ve paylaşım için teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  29. Gülsüm abla,
    Bir geldin, pir geldin :) Hoşgeldin, çok sağol...

    YanıtlayınSil

Diğer yazılardan

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...