Counter

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Muzlu bebek kurabiyesi bahanesiyle bir bırlanma daha...

Yazın böyle oluyor işte. Vır vır da vır vır. Hoş bu yaz geçen yaz olduğu gibi klima karşısında geçmiyor. Evin yeni patronu sokak seviyor. Atta gidelim mi dememle kapının önünde. Dememe gerek yok hatta ara ara yokluyor kapının yanına gidip eh eh sesleniyor. Apartman boşluğunda sesinin yankılanmasını da pek sevdi; kapı açılır açılmaz başlıyor deneme 1-2 babından a-a, e-e söylenmeye.

Hala tv izlemiyoruz pek güzel. Kitaplar okunuyor pıtır pıtır(sonra bahsetmeye niyetliyim kitaplardan da), eve iş getirmiş eş çalışıyor tıkır tıkır ve derin bir sessizlik içinde lokum uyuyor mışıl mışıl. Tam biz uyumaya niyetlenirken uyanıyor ama kısa sürüyor uyanıklık (çok şükür) hemen dalıyor tekrar. Gündüz bir posta anne, akşam iş dönüşü de baba tarafından gezdirilen lokum, geceleri daha kolay geçiyor uykuya bu ara ama gece uyanmaları devam; en az iki, bazen dört beş kez ve sanırım nedeni süt. Bu aralar iştah pek olmayınca süte sardı, dönüp dolaşıp meme, gelip gidip meme.
Bir yaşından beri sadece uyku öncesi düzenine geçmiştik azaltmıştık iyice aslında daha çok yemek yesin diyerek ama düşünüyorum acaba artık yetse mi bu emzirme işi, geceleri daha mı az uyanır daha mı deliksiz uyur ve daha mı iştahlı yer emmeyince. Niyetim iki yaşı doldurmaktı en başından beri ama bağımlılık giderek artıyor ve sanki faydadan çok zararı var artık. Yalnız önce normal süte de alışması lazım bu arada... Bilemedim. Hazır şu alt köpek dişleri de çıkmışken diş sancıları da yokken araya bu işi sıkıştırsak mı iki yaşı beklesek mi düşünüyorum işte. Malum zor işlerden biri bu, diğeri de tuvalet alışkanlığı.

İşte bu yemediği dönemde ne yapsam da yese uğraşları içinde buldum kendimi doğal olarak. Neler denemedim ki? Sevdiğini düşündüğüm şeyleri karıştırıp ya da karıştırmayıp, alternatif pişirme yöntemleri ile türlü çeşit şekillerde sürdüm önüne. Yemedi de yemedi. Ama enteresandır ısrar etmemeyi başardım(bence). Şaşıyorum kendime ama teklif ettim bir iki kez, yemiyorsa bıraktım(bence). Hatta oturup ben yedim. Yoo hiç sinirlenmedim, ne alakası var canım ne gerilmesi?!?

Bu zorlu ortamda buldum bahsi geçen tarifi yani uydurdum. Tadını ben de sevdim ve tavsiye ederim. Hani her şeyi denedim yemiyor da yemiyor diyorsanız bir de bunu deneyin.

Malzemeler : 
3 olgun muz (ama o kadar olgun ki çürümeye ramak kala dondurulmuş siyah kabuklu) 
1 yumurta
2 yemek kaşığı tereyağı(erimiş soğumuş)
1 yemek kaşığı sıvı yağ
2 yemek kaşığı yulaf ezmesi
1 çay kaşığı tarçın
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
2 tatlı kaşığı susam
10-12 adet ceviz (doğranmış)
1 çimdik tuz
Aldığı kadar tam buğday unu 

Kurabiye ama şeker yok içinde. Muzlar o kadar olgun ve şekerlenmişti ki onun şekeri yetti. Dondurulmuş muzlar, belki muzlu pasta olur diye bekliyordu kaç zamandır. Önce çözüldü onlar bir süzgeç üstünde, sularını süzdüm ve cezveye alıp kaynattım iyice yoğunlaşsın tadı diye. Bu yöntemi bir yerde okumuştum sanırım ama nerede hatırlamıyorum. Kaynayan muz suyu, hacminin yarısına indiğinde altını kapattım ve muzların üzerine döküp iyice püre haline getirdim. Ardından üzerine eritip soğuttuğum tereyağı ve sıvı yağı döktüm; yumurtayı çırpıp ilave ettim. 
Kuru malzemeyi de ayrı bir kapta karıştırıp sıvıları içine döktüm ve sert bir hamur elde ettim. Ama hamuru çok mıncıklamadım malum muzlar yoğun içinde, nazik davrandım. Sonra hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopardım, yağlı kağıt serilmiş tepsiye aralıklı olarak dizdim ve kaşık sırtı ile ezdim.  175 derecede 12-15 dakikada pişirdim. 

Siz yaparsanız daha çok ezin fırınlamadan önce ki iyice kıtırdasın daha keyifli olabilir yerken. (Kıtır kıtır lezzetleri tercih ediyor bizimki bu ara) Fırından çıkardıktan sonra bir tanesinin üzerine üzüm pekmezi döktüm bir tatlı kaşığı kadar ama gerek yokmuş gerçekten; çünkü yeterince tatlı oldular Lara için. Öyle keyifle yedi ki(tahtalara vurun). Eğer fikri değişmezse yani sevmeye devam ederse ara ara kurtarıcı olabilir bu tarif bana.

Bugün de balkabağı mücver denedim çünkü balkabağını seviyor malum. Onu da sevdi galiba yani çok emin değilim ama yedi en azından. (Tamam itiraf ediyorum)Yalnız şu yemek yedirme işi neymiş arkadaş, sırf bu iş için birini tutasım var. O kadar geriyor beni. Ki ben de hemen hemen bütün anne adayları gibi büyük konuştum zamanında. "Tabakla çatalla hayatta peşinden koşmam, yesin diye ısrar etmem, hiiiiç yıpratamam kendimi, yerse yer, yemezse aç kalır. O zaman da yer artık ne olursa zaten? " dimi. Hı hı çok beklerim. Peşinden koşmuyorum tamam ama aradan bir saat geçmeden yine teklif ediyorum. Bırak acıksın istesin, yoook; sürekli sor ki bezsin çocuk, yiyeceği varsa da yemesin. Üstelik sürekli alternatifler üret ki yemek seçmeye başlasın, bazılarını yesin bazılarına sürekli burun kıvırsın. Bak an itibariyle anladım hatamı tamam yarından tezi yok bunu bırakıyorum(inşallah). 

Küçük hanım yesin diye araştırıyorum, tarifler kotarıyorum, düşünüyorum uzun uzun ama gel gör ki sağlıklı, düzgün şeyler yesin noktasını geçtim; yesin de boyutundayım artık. Hoş hala şeker ve ne idüğü belirsiz hazır gıdaları vermiyorum, (vermem de diye büyük de konuşuyorum ama). 

Neyse uzatmayalım planla, hazırla, pişir, yemek vaktinde mama sandalyesine ulaştır. Önce bir bakış atıyor neymiş o gibisinden, sonra kafa bir çevriliyor, oraya buraya bakılıyor, kimbilir o sırada aklından neler geçiyor. Ben de karşısında sözlü sınava girmiş inek öğrenci. Sonra ilk çatal ya da kaşık (işte neyse)için ağız son derece temkinli açılıyor, o da iyi günündeyse. Yani HAMMM şeklinde değil hımmm kadar hafifçe. İlk lokmanın minnak bir parçası ağızda evriliyor, çevriliyor, bakışlar orda burda yine dolanıyor; işaret parmağı bu sırada bir şeyleri arıyor uzaklarda ne istesem ne bahane etsem ne alsam filan. 

İşte bundan sonrası da tamamen şans. İsterse bir kaç parça daha yiyor ama işte oyunla şarkıyla reklamla yani nazla. Ama istemezse yüz buruşturulup dudaklar kenetleniyor, kafa çevrilebildiği kadar uzaklara çevriliyor ve eller sallanıyor hayır hayır hayır... 

Sanırsın küçük gurmenin önüne dünyanın en iğrenç yemeğini koydun ve bu büyük bir hakaret. Nasıl yani nasıl teklif edersin, tabi ki yemem tavrı. 

Yani tamam (yine) büyük konuşmuyorum ama 5 paragraf önce aydım olaya ben. Ben olsam ben de yemem bu şartlarda. Nasılsa sürekli değişiyor alternatifler ve sürekli soruyor kadın yer misin, ister misin, acıktın mı. Dur bakalım sen... 

12 yorum:

  1. Lara sayesinde güzel bir kurabiye mi öğrendim acaba, hemen deneyeceğim :) O kadar yiyeceğin içerisinden bunu seçtiyse Lara, kesin çok muhteşem bir şey olmalı bu kurabiye :))
    Allah kolaylık versin sana, ama şu 2 yaş sendromu dedikleri şey gerçek galiba, her 2 yaş çocuk annesi seninle aynı dertte :) Çocuklar ise gayet mutlu ama :))
    Gelip ikinizi uzaktan izlemeyi çok isterdim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi bunu da yemiyor Zeynep'cim. Hep değişik lezzetler peşinde:)
      Bu arada kurabiyeyi denersen sen yine de biraz şeker ekle bence. Yetişkinler için yeterince tatlı olmayabilir canım.
      Ben de kimle konuşsam bu yemek konusu birinci sırada. Sanırım bebek ne kadar yese az geliyor anneye. :)
      Ayrıca gel yakından izle :))

      Sil
  2. Merhabalar;
    Blogunuzu yeni keşfettim ve hemen takibe aldım.
    413. takipçiniz benim.
    Bu arada çok hoş bir çekilişim var muhakkak beklerim :)
    Sevgiler
    http://whiteglaze.blogspot.com
    twitter: @_gamzeahmet_

    YanıtlaSil
  3. :))ah canım benim daha ne nazlar demiycem yapmaz inşallah.ne yüreği rahat durmazken mantıkla hareket etmek zor iş.oğlum bu konuda beni çok zorlamıştı.birde ağzında bekletirdiki rekoru 2 saat diyeyim sana.sıpa.o sıralar bir istanbul seyehati yapmıştım.ablam bir kitap getirdi bana bu konuyu konuştuğumuzda.annemden mektuplardı sanırım adı.kitapta konuyla ilgili neler yapılabileceği yazıyordu.ısrar yok.ve saatinde yemezse bir sonraki yemek saatine kadar bişey vermeyin diye yazıyordu.hemen başladım uygulamaya.bir gün aç kaldı ki evde olsam dayanamazdım ama ablam tuttu beni.ertesi gün kendisi tıpış tıpış geldi oturdu masaya.ama oğluşum laradan daha büyüktü o zamanlar sanırım bir yaş kadar ve babaanne baktığından bir lokma yese kardır mantığıyla geze geze ve hep cici boğaz yemek yedirirdi.!anca gaddar anne kimliğine girdiğimle kalırdım:))ayy laf ne uzadı.ne kadar söylesem boş.diyeceğim ısrar iyi değil ki yazmışsın zaten.
    bu arada geçmiş bayramını kutluyorum rengim.ailece şeker tadında bayramlar yaşayın hep.
    tarife bayıldım ve not aldım.aşık olduğum muzla ilgili her tarifi denemeye hazır olduğumdan balıklama daldım diyebilirim:)hatta kafamdan bir sürü malzeme geçti eklemek için.bakicizz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolunay'cım şeker ekle sen denersen. Zeynep'e de yazdım yavan gelmesin tadı sonra. Çok hoş bir muz kokusu vardı ama şeker durumu değiştirir mi bilmem.
      Yemek konusunda Lara o kadar zorlamıyor aslında diğer çocuklarla kıyaslayınca belki. Haksızlık da etmiyeyim :) Sadece bir kez itiraz ettiyse daha da yemiyor işte. Taş gibi kapıyor ağzını. Çok çabuk değişiyor yemek zevki ayrıca. Şaşırtıyor beni. Misal balkabağını severdi bugün öğlen yemedi. (Uykudan uyanmıştı 3 gibiydi) Bolca su içti. Alternatifim de yoktu çok güveniyordum yiyeceğine ve aç kaldı. Akşama kadar da vermedim bir şey. Akşam yemeğinde bizim yemeğimizden yedi bir güzel. Aslında öğlenki de denenebilirdi tekrar ama restleşmek istemedim daha pek küçük bu işler için bence. Neyse böyle böyle büyüyor işte bu kuzular :)Sağol bu arads senin de geçmiş bayramın kutlu olsun tekrar komşucum. :))

      Sil
  4. hehe, çok komik amaaa, lara haklı bi kere, onun istediği olur bana neee.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Sağol Deep. Hep onların istediği oluyor gibi görünüyor dimi. Dur bakalım sen :)

      Sil

Diğer yazılardan

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...