Counter

30 Aralık 2012 Pazar

2012 den 2013 e

Aslında ne farkı var 31 Aralık' ın 1 Ocak' tan? 
Eskiyen yıl mı acaba? 
Eskiyene değil de eskitene mi bakmalı?  
İşte bu kutlamanın nümayişin nedeni de monotonu biraz kırmak, güne keyif katmak, yaşama sevincini tetiklemek değil mi? Kendimizi kandırmak demeyelim de tatlı minik oyunlar diyelim :) 

Yeni bir yıl daha kapıda, hızla eskitilmek için bekliyor. Her zamanki gibi umutlar, iyi dilekler, planlar, yapılacaklar listeleri yüklenecek ilk günden omuzlarına. Onun işi de zor ki...
Pesimist mi oldu biraz giriş. Aldırmayın olur bazen... 

20 Aralık 2012 Perşembe

Yağmur, yine Yağmur, hep Yağmur Yarabbi şükür

Bu memleketi bilen bilir, yağmurlar başladı mı durmaz. Günlerce yağar, yağar, yağar... Hava delice kapalıdır, kapkaranlık. Sonra saçma sapan bir rüzgar çıkar, bulutlar dağılacak da yağmur duracak diye sevinirsiniz, bir umut, ama yok o saçma rüzgar fırtınaya çevirir, çatıları uçurur, camları patlatır, gece uykunuzu kaçırır. Artık teslim olursunuz, hiç bitmeyecek hiç diyerek. Sonra bir anda, günler geceler sonra hala delice yağarken yine aniden güneş görünür, bulutlar deli gibi sağa sola kaçışır ve hava açar. Hepsi üç dakikada.... Şaşırıp kalırsınız. Ama açtığı gibi anında kapatabilir de... Aman işte eserli bir iklim, ne zaman ne yapacağı belli olmayan bulutlar, depresyonlu bir güneş, her dem haklı olarak şikayetçi insanoğlu.... 

Pazar gecesinden beri durum budur. En azından şehrin bu tarafında budur. Belki diğer tarafında tam tersi olabilir, arada hepi topu 50 -60 km var ama olsun olabilir. Ama buna da şükür diyoruz, çünkü en azıdan fırtınaya çevirmedi rüzgar. Geçen hafta pazar akşamı artık akıllandığımızdan kapatarak uyuduğumuz modem yine de pöfleyince üç gün internet bağlantımız yoktu ki vakitsizlikten kullanamasam bile yokluktan kullanasım geldi. Kimseyi okuyamadım, arkadaşlarımla konuşamadım, et suyunu nasıl hazırlayacağıma iç güdülerimle karar vermek zorunda kaldım, "Oktay Usta" sız... Sefalete bakın. 

30 Kasım 2012 Cuma

Eski havlularla işkence seremonisi

Size göre tembel bir blogger olabilirim, oradan bakınca öyle görünüyor biliyorum (savunmadayım bir dakika kesmeyin) ama kendime ayıracak beş dakikam bile olmuyor ki gün içinde, doğal olarak da yazamıyorum. Akşam Lara uyuduğunda da değil bilgisayarı açıp yazı yazmak ağzımı açıp konuşmaya mecalim kalmamış oluyor. Henüz yürümüyor dikkatinizi çekerim, emeklemiyor da üstelik uslu bir bebek ama beni yönetiyor işte yine de :) Hani doktoru sormuştu bana ne zaman işe dönüyorsunuz diye; dönmüyorum dediğimde de gülerek hadi bakalım demişti. Ben anladım onun ne demek istediğini ama sanmayın ki şikayet ediyorum. 

Aslında anlatacak bir sürü şey var hatta bu ara yine uykularımdan çalıp yarım kalan bir işimi bile bitirdim ki onu göstermeye geldim zaten. Ama önce en önemli haberi vereyim: Diş. Hem de iki tane. 

23 Kasım 2012 Cuma

"Serebral Palsi"li çocuklar için.

Yine kısa bir duyuru için ulaşıyorum size bugün ve yine Tülin abla' nın kocaman yüreğinden sesleniyorum. Sevgili Tülin abla Serebral Palsili Çocuklar Derneği gönüllülerindenmiş, tıpkı Lösev gönüllüsü olduğu gibi.

Bu yıl, geçen yıl Lösev için yaptığı organizasyonu SP li çocuklar için yapıyor. Destek vermek isterseniz adresi biliyorsunuz aslında ama burada.

Bize gelince yeni haberlerle en kısa zamanda geliyoruz inşallah :)

14 Kasım 2012 Çarşamba

114 Kadın-114 Mektup-114 Baba

Ne kadar önemlidir bir kadının hayatında baba kavramı... Eminim bir erkek için de önemlidir ancak hep söylerim baba imajı güçlü ve sağlamsa bir kadının, babası ile ilişkisi sağlıklı ise o kadının sırtı yere gelmez. Bu nedenle çok daha fazla ilgimi çekti bu kitap. 

Diğer yazılardan

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...